Hakkımızda

Ajans 3.Göz Düşüncenin sıra dışı hali...

ye Giri?i

Parolam? unuttum

Registration is closed

Sorry, you are not allowed to register by yourself on this site!

You must either be invited by one of our team member or request an invitation by contacting us via contact page.

Note: If you are the admin and want to display the register form here, log in to your dashboard, and go to Settings > General and click "Anyone can register".

Göçe Ses Veriyoruz…

SES-ÇIK “Sorun Etme Sahip Çık” Proje verileri güncelleniyor. Başak Kültür ve Sanat Vakfı, 2004 yılında gerçekleştirilen ve zorunlu göçün çocuk ve gençler üzerindeki etkileri konulu çalışmasının verilerini güncelleştiriyor.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı kurulduğu günden itibaren çocuk ve gençleri göçün ve yoksulluğun olumsuz etkilerinden korumayı hedefliyor. Vakıf, göç konusunda önemli çalışmaları olan Bilgi Üniversitesi Göç Uygulamaları ve Araştırma Birimi ortaklığı ile Hollanda Baskonsolosluğu’nun İnsan Hakları Fonu kapsamında finanse ettiği (Seçeneğin Var, Sesimi Duy ) adlı projeye başladılar.

“Seçeneğin Var, Sesimi Duy” Projesi, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği ve Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Girişimi Türkiye 2001 programı kapsamında desteklenen SES-ÇIK “Sorun Etme-Sahip Çık” proje verilerinin güncellenmesini amaçlıyor. Proje Aralık 2009- Eylül 2010 döneminde gerçekleştirilmesi hedefleniyor.

İstanbul’un Asya yakasındaki Kadıköy, Üsküdar, Ümraniye, Beykoz, Maltepe, Kartal, Pendik, Sultanbeyli ve Tuzla ilçelerinde SES-ÇIK Projesi kapsamında daha önce görüşme yapılan kişilerle anket çalışması yapacak. Anket çalışmalarıyla 500 aile, 1000 çocuk ve gence ulaşılması hedefleniyor.

Son 6 yılda zorunlu göç mağduru kişilerin yaşamlarında nelerin değiştiğine yanıt aramak için proje ekibi saha çalışmasına başladı. Proje sonunda elde edilen tüm veriler bir yayın haline getirilecek ve görsel materyaller hazırlanarak akademisyenlere, üniversitelere, yerel yönetimlere, kamu kurumlarına, Parlamentoya, Sivil Toplum Kuruluşlarına ulaştırılacak.

Karşılaştırmalı veri günceleşmesiyle bu alanda bir ilk olan proje, kamuoyunda zorunlu göç sorunun görünür kılınması ve soruna karşı duyarlılığın gelişmesi

ANF

Bu yazi/haberi oyla:
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
Loading ... Loading ...

Yorum yaz...

En ok Okunanlar

Terli ve Kelepçeli Çocuklar*

RAMAZAN DAĞ Yüreğime hançer saplanır hatırıma geldikçe( gerçi hep hatırımda)

Mum Işığında Güneşi Aydınlatmak

RAMAZAN DAĞ Savaş yıllarından arda kalan ağıtlarla yarınlarının inşası için

İki Kadın Bir Yaşam

Doğduğunda birilerinin kızıydı, büyüdü okula başladı, sınıfın en arka sıras

Leş Kargaları

Kargaları bilirsiniz. Eskiden sadece kışın görürdük, şimdi sanki

Yandı, Bitti, Kül Oldu

ÖMER ACIOĞLU Tarsus’un kuzeyinde bulunan Çokak Köyü’ndeyiz. Yolumuz uzun. Deva
Son Haberler

Sol el konçertosu

A.Hicri İzgören 1 Eylül Dünya Barış Günü yine gözlerimizin içine baka baka, yüreğimizi burkarak geçti gitti… Yaşananlar hanidir vicdanımızın terazisine sığmaz oldu. Yarası bir türlü kapanmayan bu coğrafyada barışın mayası tutmadı bir türlü. Yara daha derine indi… Vicdanlar arasına gerilen habis doku giderek kalınlaştı. Bu kanlı oyunda vatanseverlikle, savaş severliği birbirine karıştıran savaş tacirleri ortalığı velveleye veriyor durmaksızın. Bireysel psikoloji ekolünün kurucusu Alfred Adler; savaş karşıtı bir yazısında halkın savaşçı bir eğilimle beslendiğinde, propagandalar ile birlikte, özellikle kişilikleri ve yaşantıları ile ilgili sorunlar da yaşıyorlarsa, savaş fanatiği haline gelebildiğini belirtir. Adler’e göre; ‘halkın çoğunluğu durumu yeterince netlikte bilemedikleri ve değerlendiremedikleri için, baştaki yöneticilerin isteği ile savaşa destek verir. Ne zamanki savaş kaybedilir, o zaman halk kendilerini ezenlerden kurtulur. Başkası ile savaşarak elde edemeyeceği huzura, asıl gereksinimi olan kendini rahatça ifade edebildiği demokratik yönetim ile ulaşır.’ Artık bilinmelidir ki huzur ve barışın önündeki en büyük engel, kişilerin bakış açısını daraltan ve herşeye kuşku ve düşmanlıkla baktıran ırkçı ve bağnaz mantalitedir. Artık papağan gibi tekrarlayıp durduğumuz hamasi ezberleri bırakıp başımızı ellerimiz arasına alarak düşünmemiz gerekir. Akılcılık yerine hamasi söylemlerle duyguları okşayarak ve kışkırtarak yönlendirmenin zamanı geçmiştir. İşin en yaralayıcı yanı ise; kimi sanatçı ve yazarların da hala böyle bir zihniyete destek veriyor olması. *** İnsanların savaştan, açlıktan, zorbalıktan ve yokluktan kırıldığı bir dünyaya kimse kayıtsız kalamaz. Hele sanat ve edebiyat insanının bu duruma karşı tutumu ve tavrı çok daha net olmalıdır. Hayat bir bütündür, sanatçı da yaşadığı toplumsal sürecin bir parçasıdır. Toplumun yaşadığı ekonomik, siyasal ve sosyal gerçekleri bir birey olarak her insan gibi yaşayandır. Yaşanan bu gerçekliği yeniden üreten biri olarak hayatın her alanında, her türlü sömürüye, baskı, zulüm ve adaletsizliğe karşı olmak ve bu anlamda bir duruş sergilemek ve mücadele etmek durumundadır. Sanat ve barış kavramları insanın, insanlaşma sürecinin ayrılmaz parçaları durumundadır. Bu anlamıyla barıştan yana olmak, sanatçının sanatçı kimliğinden gelen sorumluluğunu da belirler. Bu sorumluluk, insan bilincinin barışın gerçekleşmesine engel olabilecek her türlü önyargı ve koşullandırmanın karşısında bir kalkan görevi üstlenmesiyle anlam kazanabilir, bunun yolu da barış için mücadele etmekten geçer ve bu mücadele tarih boyunca ezilen halkların ve sınıfların ezenlere karşı yürüttüğü tüm mücadelelerin de ifadesidir. Çünkü ‘modern’ toplumun efendileri, barbar toplumların Dehak’larından daha az zalim değildir. Değişen şey mızrakların ve kılıçların yerini, tankların, topların ve bombaların almasıdır. *** Sanat daha iyi yaşama tutkusunun da kurgulandığı bir alandır. Bu yüzden barış düşüncesi ve imgesi bir sorunsal olarak sanat ve sanatçının gündeminden hiç eksik olmamıştır. Savaşın acıları en çok da sanatçının yüreğini yaralamıştır. Dünyaca ünlü besteci Ravel Birinci Dünya Savaşı’nda askerdir. Boyunun kısalığından dolayı ona cephe gerisinde bir kamyon şoförlüğü görevi verilmiştir. Kamyonla cepheye top mermisi taşımaktadır. O cephede fransızların karşısında avusturyalılar var. Tanınmış avusturyalı piyanist Paul Wittgenstein de bu cephede çarpışıyor. Piyanist fransız cephesinden atılan bir top mermisiyle yaralanır ve sağ kolunu yitirir. Tek kollu kalan piyanist artık piyano çalamayacaktır. Ravel bu olayı duyunca çok üzülür. Çünkü düşman denilen bir ordu içindeki o piyanisti tanıyor. Belki o piyanisti yaralayan top mermisini Ravel taşımamıştı kamyonuyla ama kendisini öyle suçlar ve acı duyar ki bu üzüntüyle ünlü ‘Sol El Konçertosu’nu besteler ve o piyaniste adar. Bu eser baştan sona bir engellenmişlik, bir sakatlanmışlık bir yaralanmışlık damgasını taşır. Eser yıllar sonra o piyanist tarafından yorumlanır. Yaşanan bu olayda da sanatın sınır tanımayan gücü ve niteliği yatmaktadır. Savaşın doğurduğu acı ve yaralanmışlık vardır. *** Edebiyat tarihi, roman, şiir ve hikayenin yanı sıra azımsanamayacak sayıda politik metin de kaleme alınmıştır. Bu anlamda Dostoyevski’den Hugo’ya, Tolstoy’dan Camus’a savaş karştlığını içeren metinlere rastlarız. Bunlar savaşa,sömürüye,militarist aygıtlara, bunların uygulama ve politikalarına karşı çıkan birer politik duruştur. Dostoyevski’ye göre insan, özgür bir varlık olarak kötüden sorumludur. Ona göre, kötü olan her şeyle mücadele edilmelidir. Goethe, büyük sanatçıların hepsinin insanlık sorununa yöneldiklerini, bu yönelimin dünya barışını sağlamada önemli katkılar sağlayacağını söylüyordu. A. Camus’un sanatçıya yüklediği misyon, zorbalığa karşı çıkma işlevi açık seçiktir. O ne susmayı, ne de yansız kalmayı benimsemez. Acı çeken kitleler sustukça birilerinin onlarının yerine konuşması gerektiğini söyler-ama sanatı bir tür toplumsal din dersine dönüştürmeme koşuluyla. 1950′lerde Camus, ‘Tehlikelere göğüs germekten başka çaremiz yok’ diyor ve şunu da hemen ekliyordu: ‘Elbette sanat tek başına doğruluk ve özgürlük getirecek bir dirilişi sağlayamaz, ama sanat olmadıkça bu diriliş biçimini bulamaz.’ Solohov, bir yazarın kendisini karşıt güçlerin çarpışmasının üstünde, Olimpos Tepeleri’ne yükselmiş ve insan ızdıraplarına kayıtsız kalan bir tür ilah olarak değil, kendi halkının evladı, insanlığın ufacık bir parçası olarak görmesi gerektiğini, bir görevinin de dünyada barış için savaşmak ve barış savaşçılarını sözlerinin ulaşabildiği her yerde yüreklendirmek olduğunu belirtir. ‘İnsan ve onun geleceğine dair kalbimizi sıkıştıran endişeye rağmen, korku ve umutsuzluk doğmamalı… Korku değil cesaretle savaşın karşısına dikilmek zorundayız. Tüm kültür yaratıcılarının en büyük görevlerinden biri budur’ diyor Aytmatov. Sanatçının sesi bu paralellikte; Brecht, Seghers; Sartre, Arogon, Nazım ve Neruda’larla daha da gürleşmiş ve duyulur hale gelmiştir. *** Barış içinde bir yaşamı hazırlamada kendine insanım diyen herkese görev düşüyor. Düşünce ve amaçları ne olursa olsun her kesimin ve onları temsil edenlerin bu konuda aktif rol üstlenmeleri gerekir. Ancak bu sayede savaşı kışkırtan politikaların önüne geçilebilir.  Read More →

İran’da iki ayda 500 idam!

İnsan hakları savunucularına göre şeriatla yönetilen İran’da son 2 ay içinde 500 kişi idam edildi. Ülkedeki cezaevleri hukuksuz yargılamalarla doldurulmuş durumda. Birçok tutuklu sadece birkaç dakikalık duruşmalarla idam cezası alabiliyor. Siyasi tutsakların birçoğu, “uyuşturucu trafiği” gibi suçlamalarla idam ediliyor. Ölüm koridorlarında binlerce tutuklu idamı bekliyor. Sokaklarda polis terör estiriyor, yüzbinlerce kadın sokaklarda sadece ‘iyi örtünmedikleri’ gerekçesiyle uyarı ya da cezalar alıyor. Hırsızlık yaptıkları gerekçesiyle eli kesilenler, gözleri çıkarılanlar, kırbaçlananların sayısını bilen yok. Ayrıca cezaevlerinde ağır işkencelerin yanısıra kötü koşullardan dolayı sık sık ölüm haberleri geliyor. ORMAN YANIYOR, BATILILAR BİR AĞACI KURTARMAYA ÇALIŞIYOR Batılıları ise sadece nükleer program ve İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın çoğu zaman İsrail hakkında ne söylediği ilgilendiriyor. Bir de İran’da recm cezası alan Sakine Aştiyani için de son zamanlarda uluslar arası alanda bir kampanya başlatıldı. Devlet ve hükümet başkanlarının yanısıra, dünyaca ünlü sanatçılar, aydınlar ve şahsiyetler de bu kampanyaya destek veriyor. Yeni başlatılan diğer bir kampanyada ise idam cezasına çarptırılan 18 yaşındaki İbrahim Hamidi isimli eşcinselin durumuna dikkat çekiliyor. Orman yanıyor, Batılılar bir ağacı kurtarmaya çalışıyor. PETROL KARASINDA KAYBOLAN GERÇEKLER Kuşkusuz Sakine ve İbrahim’i bu vahşi uygulamalardan kurtarmak gerekiyor. Ancak Sakine ve İbrahim gibi yüzlercesi, binlercesi var. Batılı medya vatandaşların dikkatini sadece Sakine ile meşgul ederken, daha ötesini göstermiyor, hatta gizliyor. Bunun İran molla rejiminin uzun fiyata satışını yaptığı petrolle ilgili olduğu kaydediliyor. Batılı ülkelerin çıkar ilişkilerinin gölgesinde ise yeni infaz haberler geliyor. Her gün idamlar yaşanıyor, sınır hattında yargısız infazlar gerçekleşiyor. BATILI MEDYA VE RESMİ YALANLAR İran’da yaşanan sorunların gerçek boyutları Batılı büyük haber ajansları tarafından da dile getirilmiyor. Öyle görülüyor ki İran’daki gerçek sorunların bilinmesi ve uluslararası kamuoyunun bu sorunlara daha ilgili olması istenmiyor. AFP gibi haber ajansları hükümete yakın gazeteler ya da resmi açıklamalarda ifade edilen rakamları esas almakla yetiniyor. Bu haberlerde herhangi bir soru işaretine bile yer verilmiyor. Oysa bu kadar eleştirilen bir Cumhurbaşkanı ve hükümetinin yansıttığı bilgiler “resmi yalanlar” olmaktan öte bir anlam taşımıyor. AFP’nin idamlara ilişkin tuttuğu bilanço Uluslararası Af Örgütü’nün yıllık bilançolarının bile neredeyse yarısı kadar. Diğer idamlar ise görülmüyor. Af Örgütü’nün raporuna göre geçen yıl en az 388 kişi idam edildi. İran’da genel olarak idam edilenlerin kimlik bilgileri yayınlanmıyor, sadece baş harfleri belirtiliyor. Sakine olayında olduğu gibi medyatize olan vakalar hariç, bazı siyasi tutsaklar, yalan suçlamalarla asıldıkları zaman isimleri açıklanabiliyor. Birçok siyasi tutsağa çocuk tecavüzü, hakaret olarak kullanılan eşcinsellik, cinayet ve sık sık uyuşturucu trafiği yaptıkları yönünde yalan suçlamalar atfediliyor. İran rejimi halkın gözlerin önünde de idam ve kamçı cezalarını uyguluyor. İdam edilenlerin cenazeleri bazen günlerce asılı kalıyor. İKİ AYDA 500 İDAM Rejime bağlı internet sitelerinin geçtiği idam haberleri bile korkunç bir tablo oraya çıkarmaya yetiyor. Neredeyse her gün idam haberleri var. İran’da Demokrasi için Uluslar arası Kampanya isimli insan hakları grubunun, ‘güvenilir’ kaynaklara dayandırdığı açıklamasına göre Maşad kentindeki Vekil-Abad cezaevinde her hafta onlarca kişi ölüm koridorlarından geçerek infaz ediliyor. Rejime yakın bir siteye göre son aylarda sadece bu cezaevinde haftada 60-70 kişi idam ediliyor. Ayrıca hem rejime yakın siteler hem de İranlı muhalif sitelere göre toplu infazlar da yeniden başladı. Son iki ayda en az 500 kişinin idam edildiği belirtiliyor. 250 BİN GENÇ TEHDİT ALTINDA Batılı ülkeler Sakine ya da idam cezası alan 18 yaşındaki İbrahim Hamidi’yi kurtarmaya çalışırken, İran rejimin Vekil Abad’da yüzlerce kişiyi infaz edecek. Ayrıca 150 diğer cezaevindeki en az 250 bin genç de tehdit altında kalmaya devam edecek. İran’da idam edilenlerin ortalama yaşı 28’in altında. RAPORLAR GERÇEĞİ YANSITMIYOR, GİZLİYOR Uluslar arası toplumun görmedikleri sadece bununla da sınırlı değil. Batılı raporlarda dile getirilen dini ve etnik azınlıklara “ayrımcılık” yapıldığı yönündeki belirsiz eleştiriler, sorunu gizlemekten öte bir anlam ifade etmiyor. Bunca hukuksuzluk ve yargısız infazın arasında işkencenin ne kaydını tutan var ne de adından söz eden. Doğu Kürdistan’da çoğu Urmiye cezaevinde olmak üzere bu yılın ilk altı ayında ANF kayıtlarına göre en az 8 tutsak şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. İşkencelerde katledilenlere ilişkin gerçek rakamların daha yüksek olduğu tahmin ediliyor. SINIR HATTINDAKİ İNFAZLAR Bugün İran cezaevlerinde her an idam tehdidi altında bulunan en az 18 Kürt siyasi tutsak var. Bunlardan 3’ü 2007 yılından bu yana idam edildiler. Aralarında iki siyasi kadın tutsak da bulunuyor. Yine sınır hattında yargısız infaz haberleri ardı ardına geliyor. Ağustos ayı başından bu yana en az 6 kaçakçı İran devlet güçlerinin saldırılarında hayatlarını kaybetti. ANF kayıtlarına göre yılın başından bu yana İran askerleri tarafından sınır bölgelerinde en az 40 kaçakçı katledildi. Gerçek rakamın daha da yüksek olduğu sanılıyor. İran askerleri, Aralık ayında da 12 kaçakçıyı katletmişti. ANF kayıtlarına göre 2009 yılı Temmuz ve Aralık ayları arasında İran 52 kaçakçı İran askerlerince katledildi. TOP ATIŞLARI Öte yandan İran ordusu Batılı ülkelerin gözleri önünde Güney Kürdistan topraklarını bombalıyor. ANF kayıtlarına göre Mayıs ayı başından beri İran’ın top atışları nedeniyle biri çocuk 2 sivil hayatını kaybetti, en az 3 kişi yaralandı. 13 Ağustos’ta yeniden başlayan saldırılar yüzlerce ailenin göç etmesine yol açtı. Kandilde yaşayan ailelerden 520’si Sengeser nahiyesine göç etti ve yardım bekliyor. Diğer bölgelere yapılan saldırılarla birlikte mağdur olanların sayıları binleri buluyor. ANF  Read More →

5. Karaburun Bilim Kongresi Başlıyor

Üst başlığı “akademi ve gündem” olarak belirlenen Karaburun Bilim Kongresi’nin beşincisi 2-5 Eylül 2010 tarihleri arasında İzmir-Karaburun ve Mordoğan’da düzenleniyor. Düzenlendiği dört yıllık süreç içerisinde akademi, bilim ve üniversite alanına özel bir önem veren ve alternatif gündemler yaratabilmek için çaba harcayan Karaburun Bilim Kongresi, beşinci yılında akademi – gündem ilişkisini tartışmayı hedefliyor. Kongrenin çağrıcıları, “kolektif, kamusal, eleştirel bilgiyi üretme; akademi içinde ve dışında etrafımızı çeviren tel örgüleri aralayıp gerçeği ortaya çıkarma çabasına” taraf olan herkesi gerçeği anlamaya ve değiştirmeye çağırıyor. Kongre çağrı metninden; “akademi ve gündem” başlıklı 5. Karaburun Bilim Kongresi’nde, akademinin toplumsal gündeme ne kadar müdahil olduğu, gündemi nasıl ve ne şekilde belirlediği veya özellikle günübirlik meşguliyetler tarafından ne kadar belirlendiği sorularından başlanarak; akademik kurumların ve bilimcilerin yapay/yaratılmış gündemler ve gerçek toplumsal gündem karşısında nasıl tavır aldıkları, egemenlerle (ve onların gündemi ile) nasıl ilişkilendikleri konusunda eleştiriler sunulacaktır. Bununla birlikte kongre; tüm ezilenlerin ve emekçilerin gündemine ortak olma iddia ve cüretini tüm dostlarıyla birlikte hayata geçirecektir. haber fabrikası  Read More →

Bakan Eroğlu: “”Allianoi diye bir yer yok”

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Yortanlı Barajı’nın suları altında bırakılmak istenen Allianoi antik kenti için, “Allianoi diye bir yer yok. O kişinin uydurması” dedi. Eroğlu, Allianoi’ye sahip çıkan sanatçı Tarkan’a da tepki gösterdi, “kendi işine baksın” dedi. Referandum çalışmaları kapsamında İzmir’in Bayındır ilçesine gelen Bakan Eroğlu, gazetecilerin Alliaoni antik kentiyle ilgili soruları üzerine, tepki çekecek açıklamalarda bulundu. Bakan Eroğlu, “Orası Allianoi değil, Allianoi diye bir yer o kişinin uydurduğu bir kelimedir. Bunu ben ispat ettim. Orada Paşa Ilıcası adıyla bilinen Türkiye’nin her tarafında olan bir ılıca, kaplıcaa var. Geçmiş dönemde eski bir valimiz tarafından restore edilmiş. Beton duvarlar var, mermerler konmuş. Sadece Peri Kızı adı verilen bir eser çıktı. Bergama Müzesine konuldu. Allianoi diye bir şey yoktur. O kişinin uydurduğu bir şeydir” diye konuştu. Bakan Eroğlu, Bergama köylüleri ile çevrecileri de karşı karşıya getirmeye çalışarak, “Bir takım cahil insanlar yüzünden, bazı art niyetli kişiler yüzünden orada su tutulamadı, çiftçiler mağdur oldu. 2 senedir bekliyor, neticede artık tahammülüz yok” dedi. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Alliano’ye sahip çıkan sanatçı Tarkan’a da kızdı, “Sanatçı arkadaş sanatıyla ilgilensin, herkesin bir ihtisası vardır. Herkes bilmediği bir konuya burnunu sokarsa çok yanlış olur” diye konuştu. Çevre Bakanı, “Allianoi diye bir yer yok” diyor. Ancak, Kültür Bakanlığı’nın internet sitesinde bile antik kent, “önemli değer” olarak tanımlanıyor. demokrat radyo  Read More →

BDP Mitinginde Barış İçin Müzakere Çağrısı

BDP’nin Batman’da gerçekleştirdiği 1 Eylül Barış Günü mitinginde, Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir, “Batı’da savaşa hayır dediğinizde barış çabuk gelecektir”; DTK Başkanı Ahmet Türk “Barış ve kardeşlik için Öcalan’la görüşeceksiniz” dedi. Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) 1 Eylül Barış gününde Batman’da düzenlediği miting, 31 Temmuz’da Hasankeyf ilçesi Meymuniye köyündeki patlama sonucu yaşamını yitiren Salih, Sadi ve Sıdık Özdemir ile Sedat Özevin’e adandı. Miting, bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Turgut Özal Bulvarı’nda gerçekleştirilen mitinge Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanları Başkanı Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, BDP Grup Başkan vekilleri Ayla Akat Ata, Bengi Yıldız, BDP’li ilçe belediye başkanları ve BDP’li il ve ilçe teşkilatları katıldı. Baydemir: Savaş kirletir Baydemir, Salih, Sadi ve Sıdık Özdemir ile Sedat Özevin’in ölümlerinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Özdemir kardeşlerin babası Süleyman Özdemir’in önünde saygıyla eğildiğini belirten Baydemir, şöyle konuştu: “Savaşlar uzadıkça, çatışmalar uzadıkça kirletir. Gözyaşı çoğaldıkça, ölümler arttıkça kirletir. Hükümeti de kirletir, muhalefeti de kirletir, devleti de kirletir. Barış için risk almayanları da savaşı isteyenleri de kirletir. Daha fazla kirlenmemek için, eylemsizlik kararının ilelebet olması için ve onurlu bir barış için var gücümüzle çaba sarf etmeliyiz. Türklerin ve Kürtlerin yapması gerekenler var. “Bu coğrafyada üç, dört evladını yitirmiş Kürt annesi gördüm. Yine bu coğrafyada Türkiye’nin batı yakasında evladını yitirmiş Kürt annesi de gördüm. Yani asker, polis, gerilla annesi gördüm. Bugüne kadar gördüğüm tanıdığım elini sıktığım, elini öptüğüm bütün barış anneleri ‘Benim yüreğim yandı başka annelerin yüreği yanmasın’ diyor. “Bir tek çağrım dileğim var. Asker anneleri de tıpkı gerilla anneleri gibi bizim yüreğimiz yandı başka annelerin yüreği yanmasın dediğinde bu savaş daha kolay duracaktır. Anneler, Ankara’da, Sivas’ta, Yozgat’ta ’savaşa hayır’ dediğinizde barış daha çabuk gelecektir. Barışa ulaşmak için ‘Mehmetçiği ve hevalleri’ incitmemek için herkesin tek vücut olması gerekiyor.” Türk: Barış İçin Öcalan’la görüşeceksiniz Ahmet Türk ise şöyle konuştu: “Bu ülkede savaşın yaşanmasını hiç istemedik ancak silahlar tek taraflı susmaz. 20 Eylül’e kadar silahların sustuğu ve canların yanmadığı süreçteyiz. Bu sürenin uzaması için çabalıyoruz ama bizim çabamız yetmez. Birilerinin de Kürtleri görmesi, hak ve özgürlükleri kabul etmesi gerekir. “Referandum yaklaşırken ırkçılardan üç oy almak için Kürtleri rencide edecek tavırlardan çekinmiyorlar. Bahçeli, ‘Öcalan’ı neden idam etmediniz?’ diyor, diğeri ‘Neden Abdullah Öcalan’la görüştün?’ diyor. Sayın Başbakan da görüşmediğini söylüyor. “Barış ve kardeşlik istiyorsanız, Öcalan’la görüşeceksiniz. Hepimizi yakıyorsa, bu sorunu görmezden gelerek nasıl çözeceksiniz? Buna hepimizin müdahil olması lazım. Başbakan, hükümet, devlet bu sorunu çözmek zorundadır. Tarafsız kalamazsınız, muhatap almak zorundasınız.” Dün gece iki saat süren miting sonrasında dağılmayan gruptan 15 kişiyi polis gözaltına aldı. bia  Read More →

Etiketler
Flickr RSS
Ajans3g.com